…Sanatın var olabilmesi için, herhangi bir estetik eylemin ve gözlemin var olabilmesi için, fizyolojik bir önkoşul kaçınılmazdır: Coşku. Coşku öncelikle tüm mekanizmanın uyarılabilirliğini yükseltmelidir. Bunun öncesinde sanat oluşmaz. Bu nedenle koşulları farklı olan tüm coşku türleri bir güce sahiptir: öncelikle coşkunun şu en eski ve en köklü biçimi olan cinsel uyarının coşkusu. Yine tüm büyük tutkulara, tüm güçlü duygulara eşlik eden coşku: Bayram coşkusu, yarışma coşkusu, yiğitlik, zafer coşkuları, tüm sıra dışı hareketlerin coşkusu, dehşetin coşkusu, yıkımın coşkusu; belli meteorolojik etkiler altındaki coşku, örneğin ilkbahar coşkusu ya da uyuşturucunun etkisi altındaki coşkular; nihayet iradenin coşkusu, birikmiş ve kabarmış iradenin coşkusu. Coşkuda esas olan, gücün ve bolluğun artmasıdır. Bu duygular nesnelere aktarılır, onu bizden almaya zorlar, onlara zor kullanır; bu sürece idealleştirme denir. Burada kendimizi bir önyargıdan kurtaralım: idealleştirme genelde sanıldığı gibi, küçük ve önemsiz şeyleri dışlayarak hesaba katmamak değildir. Temel özelliklerin muazzam dışavurumu, genellikle diğerlerinin yok olacağı biçimde belirleyici olur.
9. Bu durumda insan her şeyi kendi birikiminden zenginleştirir. Gördüklerinden, istediklerinden… Bunu artmış, dopdolu, güçle dolu olarak görür. Bu durumdaki insan nesneleri, gücünü onlara yansıtana dek değiştirir; bunlar kendi bütünlüğünün yansımaları olana dek. Bu bütünleştirmeye yönelik değiştirme zorunluluğu sanattır…
(Nietzsche Friedrich, Putların Alacakaranlığında, Çeviri Firuzan Gürbüz, Sis Yayıncılık, İstanbul 2015.)
![]()