15
– Biliyor musunuz Johann, sürekli suçlamalarından ben de kurtulamıyorum, der Hemingway. Kitaplarımı okuyacaklarına, benimle ilgili kitaplar yazıyorlar. Karılarımı sevmiyor muşum, oğlumla yeterince ilgilenmiyor muşum, bir eleştirmenin ağzını burnunu kırmışım. Samimi değilmişim. Kibirliymişim. Maçoymuşum. Yanlızca ikiyüzaltı yaram olmasına karşın iki yüz otuz yaram yaram olduğunu söyleyerek övünmüşüm. Otuzbir çekmişim. Anneme kötü davranmışım.
– Siz ölümsüzlük istiyorsunuz, der Goethe, ölümsüzlük sonsuz bir davadır.
– Sonsuz davaya gerçek bir yargıç gerekli! Köy ilkokulunda öğretmenlik yapan eli kırbaçlı bir kadın değil.
– Köy ilkokulunda öğretmenlik yapan bir kadının salladığı kırbaç. İşte sonsuz dava! Başka ne umuyordunuz Ernest?
– Hiçbir şey ummadım. Ölümden sonra biraz daha rahat yaşayabileceğimi sanıyordum sadece.
– Ölümsüz olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız.
– Saçma. Kitap yazdım. Hepsi bu.
– Tamam işte, daha ne olsun, dedi Goethe, kahkahayı basarak.
– Kitaplarım ölümsüz olsun, hiç itirazım yok buna. Onları tek bir sözcüğü bile değiştirilemeyecek biçimde yazdım. Hava değişikliklerine direnebilmeleri için elimden gelen her şeyi yaptım. Ama insan olarak, Ernest Hemingway olarak ölümsüzlük ilgilendirmiyor beni.
– Sizi anlıyorum Ernest. Ama hayattayken daha dikkatli davranmalıydınız. Bundan sonra artık yapacak fazla bir şey yok!
– Daha dikkatli mi? Övünmelerime bir anıştırma mı bu? Evet, gençliğimde horoz gibiydim. Kendimi göstermeye bayılırdım. Benimle ilgili olarak anlatılan hikayelerden müthiş bir keyif alırdım. Ama inanın ne kadar gururlu olursam olayım haddimi bilirdim ve kesinlikle ölümsüzlüğü düşünmezdim. Onun beni gözetlediğini anlayınca paniğe kapıldım. İnsanlara yüz kez hayatıma karışmamalarını rica ettim. Ama ben rica ettikçe daha kötü oldu. Onlardan kurtulmak için Küba’ya yerleştim. Nobel ödülü verilince Stockholm’e gitmeyi reddettim. Ölümsüzlük beni ilgilendirmiyordu, diyorum size. Dahası var: Ölümsüzlüğün beni kollarına alıp sıktığını anlayınca, ölümden daha beter nefret ettim ondan. İnsan yaşamına son verebilir ama ölümsüzlüğüne son veremez. Sizi bir kez bordasına aldı mı, bir daha kesinlikle inemezsiniz aşağı. Benim gibi intihar da etseniz orada kalırsınız. Korkunç bir şey bu Johann, korkunç. Ölmüştüm, köprünün üzerinde uzanmış yatıyordum. Çevremde çömelmiş dört karımı görüyordum. Benimle ilgili bildikleri her şeyi yazıyorlardı. Arkalarında oğlum vardı. O da yazıyordu. Bütün dostlarım oradaydı ve benimle ilgili tüm dedikoduları, iftiraları anlatıyorlardı. Arkalarında da ellerinde mikrofonlarla gazeteciler duruyordu ve bütün Amerikan üniversitelerinden bir profesörler ordusu bunları düzenliyor, çözümlüyor, işliyor, binlerce makale ve yüzlerce kitap üretiyordu.
(Milan Kundera, Ölümsüzlük, Çeviren İsmail Yerguz, Afa Yayınları, İstanbul 1998, s. 95-96.)
![]()