Av dönüşü tefekkürleri

“Neden olmasın?” dedi McCaslin. “Burada, yeryüzünde, olup biten her şeyi bir düşün. Düşün ki yaşamak, hayattan tat almak için kaynayan güçlü kanı sonunda toprak emiyor. Elbette aynı zamanda keder ve acı da var, ama gene de, her şeye karşın, hayat yaşayana bir şeyler, pek çok şey veriyor, çünkü sonuçta acı çekmek olduğuna inandığın bir şeye katlanmak zorunda değilsin, her zaman bunu durdurmayı, buna bir son vermeyi seçebilirsin. Ve acı çekmek, kederlenmek bile hiçlikten iyidir, yaşamamaktan kötü yalnız bir tek şey vardır, o da utanç. Ama sonsuza dek yaşayamazsın, ve hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürdürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. Ve toprak derin değildir; kayaya gelene dek çok fazla toprak yoktur. Ve toprak nesneleri alıp kendinde saklamak istemez; onları yeniden kullanmak ister. Tohuma, meşe palamutlarına baksana, gömmeye kalktığın kokmuş ete bile ne olduğuna bak: O da yok olmayı reddeder, yeniden ışığa, havaya erişinceye dek kaynaşır, savaşır, durmadan güneşi arar. Ve onlar -“…

William Faulkner, Kurtar Halkımı Musa, Çeviren Necla Aytür, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Mart 2021, (Sayfa 143)

 

“… karı-koca sözcüklere gerek kalmadan anlıyorlardı birbirlerini, yalnızca uzun süre birlikte yaşamanın getirdiği eski alışkanlıkla değil, aynı zamanda uzun ve zavallı insan yaşamının süresi içinde, çok zaman önce, kalıcı olmadığını, olamayacağını bildikleri kısa bir anda, Tanrılaşıp, her biri karşısındakinin hiçbir zaman olmasını istediği kişi olamayacağını bilerek onu önceden ve kendi arzusuyla bağışladığı için.”

(Sayfa 91)

 

“Benim tanıdığım ormanlar bas bas bağırıp bu yapılanların öcünü neden sormuyor diye şaşmamalı: Ormanın öcü onu yok edenlerin kendi.”

(Sayfa 269)

Loading

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir